"Hindistan'ın Pencap Eyalet Başbakanı Bhagwant Mann, kutsal kabul edilen nehirden su içti. Mann, suyu içtikten iki gün sonra hastaneye kaldırıldı…" Başbakan, suyun temizliğini ispat edemedi ama çok sık gözlemlediğimiz bir yönetim zafiyetini ispat etmiş oldu!.. Çünkü etrafında bunun yanlış olduğunu söyleyecek, tedbirli davranmasını sağlayacak birileri yoktu!..

2017'deki bir uyarımızla devam edelim o zaman: Siyasetçilerin etrafında 'iyi'ye 'iyi'kötü'ye 'kötü''doğru'ya 'doğru''yanlış'a da 'yanlış' diyebilenler çok olsaydı hayatımız böyle mi olurdu?

Tâbi olduğu liderin hiçbir yanlışını görmeyenler, liderin varsa hatasını bildirmek ve onu o hatadan alıkoymak yerine, 'mevzi koruma telâşıyla onu kutsama yarışına girme' düşüncesi hep zarar biriktirdi... Liderleri 'insanüstü bir varlık' havasına bürüdü, onları hatadan, yanlıştan, günahtan münezzeh hâle getirdi!..

Her yaptıkları 'doğru' olanlar, aksini düşünen samimi uyarıcılara mesafe koydular, bazen de düşmanlık ettiler... İnsanın tabiatı gereği, bir süre sonra 'kendileri olmak'tan çıktılar... Dindarlar bile, dinin bir gereği olan 'iyiliği emredenler ve kötülükten sakındıranlar'a itibardan kaçınmaya başladılar... 'Yarı-tanrı' rejimleri kurdular, insanları 'eşit' varlıklar olmaktan çıkarıp, bir nevi adı konmamış kulluğa lâyık gördüler...

***

Çevre bunun için çok önemli... Sizi çetin geçecek hesaba mı hazırlıyor, yoksa goygoyculuk mu yapıyor? O çevre sizi 'kapalı devre gazlama sistemi'yle kötü bir akıbete mi sürüklüyor?

'Güç zehirlenmesi' denilen olgu gökten siparişle gelmiyor ki... Liderlerin etrafında birikmiş, maddî veya siyasî kâr hesabı güden veya bunun gerçekten ülkeye hizmet olduğuna inanan, kimisi siyasî güç, kimisi kariyer, kimisi de tatmin imkânı arayan kişi ya da kadroların eylemleri tahrik ediyor bu zehirlenmeyi...

Yani suçlu sadece 'zehirlenen' değil, 'zehirleyen' aynı zamanda... Eğer tâbi olunan lider, masumane giriştiği yolda, bir süre sonra kendisi olmaktan çıkıyorsa, bunda liderin etrafında kümelenmiş kişi veya kadroların hep büyük vebali olur... Onlar herhangi bir sapma karşısında 'kılıcımızla düzeltiriz' diyemedikçe, yanlışın üzerine 'kutsal zırhlar' giydirdikçe, belki kısa süreli menfaat elde ederler ama uzun vâdede 'cehennemin odun taşıyıcıları' olmaktan kurtulamazlar...

***

Demokrasimiz, Batı'daki gibi büyük mücadeleler sonucu doğmadığından ve 'bahşetme' yöntemiyle zahmetsiz elde edildiğinden olsa gerek, pek de kıymetli değil!.. Pek çok insan 'bedelini ödemediği' demokrasi yerine, kendi şahsî ihtiraslarını yönetimlere taşımayı daha anlamlı buluyor... Bunun için de 'uyarıcı' olmak yerine 'yalayıcı/yüceltici' olmayı tercih ederek, aslında tâbi olduğu lidere de, sisteme de kötülük ediyor...

Yakın tarihimiz bu türden örneklerle dolu... Ne liderlerimiz oldu: Padişahlık dışında tatmadığı makam kalmadığı hâlde 5+5 için öne sürülenler, ihtiyarlığında yasaklı hâle geldiğinde bile 5 yıl sonra dönmeyi planlayıp, koltuğu yaşlı emanetçiye bırakanlar, hastanenin camından sadece salladığı eli göründüğünde 'yaşıyormuş' nârâsı attırılıp, makamda tutmaya devam ettirilenler...

***

'Karar vericiler' bazen 'zarar vericiler'e dönüşebilirler... Buradaki sağlıklı fren mekanizması 'çevredekiler' olmalıyken, 'kurmay' dedikleriniz, kendisine o kurmaylığı bağışlayan karşısında susuyorsa veya kendince tevil ederek onay çıkarıyorsa, işte o zaman 'tefessüh' yani 'içten çürüme' başlar...

Yanlıştan hikmet çıkarmak... Aklın ve ilmin değil, cazgırlık potansiyelinin işe yaradığı iklim oluşturmak... Liderin yanlışını kendi doğrusundan üstün görmek... Uyarıcı olmaktansa el-etek öpücü kesilmek... Yanlış anlaşılmak ve dışlanmaktan ürküp, hakikati söylemekten kaçınmak... Uluhiyet yakıştırmalarına karşı "Senden büyük Allah var" demekten korkmak... 'Ulu'l emr' kavramını oraya buraya çekiştirerek, 'meşruiyet' çıkarmak...

Bu marazlar, şikâyetçi olduğumuz siyasetin beslendiği bereketli otlakları oluşturuyor maalesef... İtikaden 'demokrat', amelde 'tek adam rejimi'nin hâkim olduğu bütün yapılarda aynı süreçler istisnasız gözlenmiştir... Çünkü 'kötü çevre' bu yönetim anlayışlarına karşı tedbir geliştirmek bir yana, âdeta tahrik etmiştir... Sonuçta siyaset zarar görmüştür...

Ülkemiz ve milletimiz açısından çok kritik bir zaman kesitine giriyoruz... Diliyoruz ki, siyasette yeni dönem, bunların geride kaldığı bir dönem olsun...

Servet Avcı