Tanzimatla başlayan hukukî modernleşmenin BİRİNCİ SEBEBİ;  geleneksel hukukumuzun, hem fıkhın, hem kanunname düzeninin, modern çağda yetersiz hâle gelmesidir.

Basit bir örnek vermek gerekirse, iktisadî zafiyetten kurtulmak için, tüzel kişiliğe sahip şirketler kurmak gerekmiş, bu da Avrupa'dan Ticaret Kanunu almaya yol açmıştır.

Azınlıklar arasında güçlenen ayrılıkçı milliyetçi akımlara karşı, devlete sadakat sağlamak ve azınlık cemaatlerini devlet sistemine entegre etmek için 'eşit vatandaşlık' kavramına dayalı hukukî düzenlemeler gerekmiştir.
Bu da, fıkıhtaki gayrimüslimleri din ve kültürlerinde özgür, fakat siyasî haklar bakımından ikinci sınıf sayan 'zimmi' statüsüne son vermekle mümkündü.

İKİNCİ SEBEBİ; şüphesiz Avrupa'nın etkileri ve baskılarıdır.

Tanzimat'ı doğru anlamak için, evvelâ Osmanlı'nın klâsik devlet düzeninin ve teşkilâtının artık yürümez hâle geldiğini görmek gerekir.
Sadece askerî mağlubiyetler, büyük toprak kayıpları, iktisadî çöküntü değil...

Dünyanın tarımdan, ticaret ve sanayi medeniyetine geçtiği bir çağda, artık tarıma dayalı devlet düzeni yürümüyor, devlet makinesi çalışmıyordu.

'Osmanlılar, yeni çağın iktisadî ve ticarî uygarlığına adım atamamanın bedelini ödüyorlardı.

Devlet, iç yönetim kudretini de kaybetmişti.
Örfî hukuk alanında bile artık düzenleme yapılamıyordu.
Eskiyen kanunlar, ihtiyaca cevap veremez olmuştu.

Diplomasiyi geliştirmek ve içeride devleti hem siyasî, hem mâlî organlarıyla modernleştirmeye başlamaktan gayrı çare kalmamıştı.
Bunun adı, TANZİMAT'tır.

3 Kasım 1839 günü, Sultan Abdülmecid Han'ın katıldığı görkemli bir törenle açıklanan fermanı, Londra Büyükelçisi ve Hariciye Nazırı Mustafa Reşid Paşa okudu.

Osmanlı geleneğinde 'Tanzimat-ı Hayriye denildi.

Tanzimat ya da Gülhane Fermanı'nda anlatılan tanzimleri,  düzenlemeleri üç ana başlıkta özetlemek mümkün;

*HUKUKÎ EŞİTLİK ve GÜVENCE:

Bütün Osmanlı vatandaşlarının can, ırz, namus ve malları dokunulmazdır.
Osmanlı vatandaşları; din,  mezhep ve ırkları ne olursa olsun kanun önünde eşit olacaklardır.
Bundan başka, Hristiyanlar, ikinci sınıf 'zimmi' statüsünden çıkarılıyor, Müslümanlarla eşit hâle geliyordu.

* VERGİ ve ASKERLİK:

Bu yükümlükler, kanunî ve düzenli hâle getirilecektir.

*HUKUKÎ REFORMLAR:

Yapılan bu taahhütleri gerçekleştirmek için kanunlar çıkarılacak.
'Hiçbir rütbeye, hatır ve gönüle bakılmayarak' uygulanacak bir Ceza Kanunu yapılacak.
Kimse, mahkeme kararı olmadan gizli, açık îdam edilmeyecek.
Memurlara düzgün maaş ödenecek, rüşvete karşı 'kanun-ı kavî', kuvvetli bir kanun çıkarılacak.

Toprak kayıpları bir yana, elinde tutabildiği coğrafyada toplumu yönetemeyen devletin derlenip toparlanması, devlet cihazının modernleştirilmesi Tanzimat'ın en önemli esaslarından biridir.

TEMELDEKİ İKİ FELSEFÎ İLKE

BİRİ; Akla ve siyasete dayanan, seküler nitelikli kanunlar.
Şer'î hukukun genel prensipleriyle çatışmadan, Avrupa kanunları esas alınarak yeni kanunlar çıkarılacak ve yargı sistemi gelişecektir.

İKİNCİSİ; Özellikle ziraat, sanayi ve ticaret gibi şeyler ile kazanç, kâr, geçim ve sermaye meydana getirmeye insanın kendisi teşebbüs etmeli, geçim temini için bütün devlete yüklenmemelidir.
Yani, özel sektörün geliştirilmesi, ekonominin motoru olacak bir girişimci sınıf yaratılması.

Bu iki ilkenin Tanzimat'ta ve bunu izleyen Abdülhamid, İttihtçılar ve Cumhuriyet dönemlerinde ve bugün, Türkiye'nin süreklilik gösteren temel politikası olduğunu belirtelim.
Tarz ve doz değişmiş ama bütün devirlerde bu iki esas sürdürülmüştür.

TÜRKİYE'NİN HUKUK SERÜVENİ
Taha AKYOL