"Hukuk felsefesi; hukukun ve yasaların temel kavram ve ilkelerinin felsefî olarak incelenmesi ve analizidir.
Hukuk felsefesi; felsefe, hukuk incelemeleri ve siyaset bilimleri arasında yer alır.
Ona hukuk kuramı da denir.

Hukuk felsefesinin temel kavramları;  HAK (Hukuk kelimesi, hakların çoğuludur ve haklar anlamına gelir.)
ADALET, YASA, ÖDEV veya VAZİFE, SORUMLULUK vb.dir.
Hukuk felsefesinin temel problemleri ise; hakkın kaynağı, hak ile ödev, hukuk ile ahlâk arasındaki ilişkiler gibi problemlerdir.

Bunları daha ayrıntılı olarak şu şekilde de sıralayabiliriz:

HAK NEDİR?

ADALET VEYA ÂDİL OLAN NEDİR ?

HUKUKUN GEÇERLİLİĞİNİN TEMELİ NEDİR ?

GENEL OLARAK NORM(Kural) NEDİR ?

ÖZEL OLARAK HUKUK NORMLARININ NİTELİĞİ, ÖZELLİĞİ, KAYNAĞI, DAYANAĞI NEDİR ?

BİR NORMLAR SİSTEMİ OLARAK HUKUKU, DİĞER NORM SİSTEMLERİNDEN, ÖRNEĞİN, AHLÂK NORMLARI SİSTEMİNDEN AYIRAN ŞEY NEDİR; DOĞA MI, TOPLUM MU, TANRI MI ?

HUKUKU YORUMLAMA TEKNİKLERİ NELERDİR ?

HUKUKU TOPLUM MU KURAR, YOKSA TERSİNE, TOPLUM, HUKUK TARAFINDAN MI KURULUR ?

ADALET NEDİR ?
Hukukun, sadece hukukun değil aynı zamanda siyasetin, hattâ ahlâkın en temel kavramlarından birinin adalet olduğu üzerinde şüphe yoktur.

ADALET; hem evrensel bir ideal, hem de ahlâkî kişisel bir erdemdir.
Kişisel ahlâkî bir erdem olmasından ötürüdür ki, Aristotales onu, bir ahlâk kitabı olan ETİK'te ele alır:
'Adil bir insan, erdemli bir insandır ve bunun tersi olan insan, yani zalim insan da ahlâkî bakımdan eksik, kusurlu, bozuk bir insandır.'

Adalette en geniş anlamda, yani ahlâkî, siyasî veya hukukî anlamlarında var olan kavram,  'doğruluk, doğru olma' dır.
Böylece adaleti, 'en genel olarak, bütün insan eylemlerinde doğruluk' olarak tanımlayabiliriz.
Bunun sonucunda da âdil bir insan, eylemlerinde doğru bir insan, âdil bir yasa, insanlar arasındaki ilişkileri düzenlemede veya onları yönlendirmede doğru bir yasa olarak kendisini gösterir. 

Belirtilen doğruluğu, ' herkesin veya başkalarının hakkına sıkı bir şekilde saygı göstermek' olarak tanımladığımızda daha dar veya asıl anlamında adalete ve hukuka daha fazla yaklaşmış oluruz.

Bunu bir başka şekilde, 'başkalarının varlığını tanımak, kabul etmek' olarak da ifade edebiliriz.

Bütün bunlar ise bizi, bir başka kavrama, adalette var olan ve daha temel olan EŞİTLİK kavramına götürür.

Bu, 'insan olma doğasına ve  saygınlığına aynı ölçüde sahip olan bireyler arasındaki değer eşitliği'ne dikkat etmesi, uyması gereken yasanın ve onun uygulayıcısı olan yargıcın onlara eşit davranması, adaletin terazisi simgesinin de işaret ettiği gibi onların haklarını eşit bir şekilde gözetmesi demektir.

Bütün bunlar bizi, belki, insanlığın ortaya çıkışının ta başından beri toplumun var olması ve varlığını devam ettirebilmesi için hukuka, adalet ilkesine ve bunların da kurucu temeli olarak böyle bir eşitlik ilkesine ihtiyacın hissedilmiş olduğu görüşüne götürmektedir..."

Devamı haftaya...

Prof. Dr. Ahmet Arslan