Tarihte böyle bir dönem görülmedi
Daha öncede yazmıştım. 30 yıldır siyaseti yakından takip ediyorum. 12 Eylül ihtilalini bir Üniversite öğrencisi olarak yaşadım. 28 Şubat'a tanıklık ettim. 60 ihtilalini ve tek parti dönemlerini inceleme ve yaşayanlardan dinleme imkanım oldu. Böyle bir düzen, böyle bir anlayış, böyle bir idare tarihin hiçbir döneminde görülmemiştir. Cumhurbaşkanlığı ile birlikte bu tek adam vesayetinin, bu keyfi düzenin giderek daha da etkinleşeceği ve ağırlaşacağı anlaşılıyor. Bizi böyle düşünmeye sevk eden ve endişemizi katlayan şey sadece Erdoğan'ın tutumu, davranışları ve açıklamaları değildir. AKP'nin akıl almaz bir şekilde ve bütün kurumlarıyla bu zihniyete, bu yönteme destek vermesi ve tek adam düzenini bütün şartlarıyla kabullenmesidir.
Hukuk yok edildi
Şu anda Anayasa ayaklar altındadır. Devlet geleneği, hukuk ve teamül yok edilmiş durumdadır. Anayasa'nın 101'nci maddesi gayet açık ve net olmasına rağmen Erdoğan'ın AKP ile birlikte hareket etmesi, bakanlar kurulu toplaması, kongre şekillendirmesi, genel başkan ataması "ben hukuk, Anayasa, kanun tanımam. Keyfim, menfaatim, hedefim neyi gerektiriyorsa onu yaparım" demekten başka bir şey değildir. Nitekim, daha önce bunu açık şekilde de söylemiştir. Yargı kararına rağmen Atatürk Orman Çiftliğinde yapılmakta olan başbakanlık binasının inşaatını durdurmamış ve "gelsin durdursunlar da görelim" diyerek, hukuk tanımadığını ilan etmiştir. Bu diklenmenin sadece bir kararla ilgili olmadığı ve genelleştiği ortadadır.
Anayasa ne diyor, onlar ne yapıyor
Şimdi biz böyle bir zihniyetten, böyle bir anlayıştan Anayasa'nın 104'ncü maddesine göre devletin başı olmasını, bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk milletinin birliğini temsil etmesini; Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetmesini bekleyeceğiz. Gördüğümüz kadarıyla, Devletin başı olmaktan anlaşılan şey, her yetkinin kendisinde toplanması ve her istediğinin emir sayılmasıdır. Türkiye Cumhuriyeti ve Türk milletinin birliğini temsil etmekten anlaşılan şey, ne pahasına olursa olsun AKP'nin varlığının ve iktidarının devam ettirilmesidir. Anayasanın uygulanmasından anlaşılan şey, kurdukları yalan, talan ve ihanet düzeninin sürdürülmesidir. Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasının gözetilmesinden anlaşılan şey, herkesin bu karanlık düzene biat etmesi, onaylaması ve desteklemesidir.
Keyfe göre görev tanımı olmaz
Bütün bunları getirip seçilmiş olmaya dayandırmak ve bu hakkı buradan aldığını söylemek, ayrı bir vahamettir. Seçime katılmış olan seçmenin sadece yüzde 51'i, size bu Anayasa hükümlerini dikkate alarak oy verdi. Genel seçmen sayısı dikkate alındığında bu oran yüzde 37'ye düşmektedir. Yani seçme yeterliliğine sahip vatandaşın yüzde 63'ünün kurulan bu düzene bir onayı yoktur. Onay verenler de tek adam vesayetine değil, Anayasa'da sınırları çizilmiş olan Cumhurbaşkanına oy verdi. Herşey gayet açık ve anlaşılır durumdadır. Bunun dışında bir görev tanımı yapmak, kendi keyfine göre bir sonuç çıkarmak imkansızdır.
Ülke fiilen bölündü
Hukukun, kanunun olmadığı ve keyfiliğin öne çıktığı durumlarda neler olduğunu Türkiye'nin bugünkü perişan hali ibret verecek biçimde gösteriyor. Toplumsal huzursuzluk had safhadadır. Etrafımız bir ateş çemberi ile sarılmıştır. Bütün dünya Türkiye ile arasına mesafe koyuyor. Üçüncü sınıf bir Ortadoğu ülkesi durumuna düştük. Bunun sonucu olarak Türkiye üzerinde hesabı olanlar iyice azgınlaştı. IŞİD terörü, sadece konsolosluk görevlilerimizi değil, AKP iktidarının iradesini de esir almış durumadır. Bu hazin durumdan çıkışın yolu bölücü ihanetin örgütü olan PKK'da aranmaktadır. İmralı canisi inisiyatifi ele geçirmiş ve bütün hain emellerine teker teker ulaşmanın keyfini sürmektedir. Ülke fiilen bölünmüş ve belli bir bölgede devlet tamamen geri çekilmiştir.
Egemenlik kişiye bırakılamaz
Bu böyle gitmez! Bu yol, yol değil. Bu ülke sahipsiz hiç değil. MHP Genel Başkanı sayın Devlet Bahçeli'nin özellikle Cumhurbaşkanı seçimi sonrasında yaptığı uyarılar hayati önemdedir. Erdoğan'ı Anayasaya uymaya ve özel hesaplarını bir kenara bırakmaya çağırmıştır. Anayasa'nın 6. Maddesine göre Türk milletinin egemenliğini, Anayasa'nın koyduğu esaslara göre ve yetkili organlar eliyle kullanacağını hüküm altına aldığını; yine anılan maddeye göre, egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamayacağını hatırlatmıştır. Bunun yanısıra, söz konusu Anayasa maddesi, hiçbir kimse veya organın kaynağını Anayasa'dan almayan bir devlet yetkisini kullanamayacağını belirtmiştir.
MHP liderinin sözlerini kimse unutmasın
Kimse bu uyarıyı, bu çağrıyı hafife almaya kalkışmasın ve sayın Bahçeli'nin şu sözlerini unutmasın: "Hiç kimse, milli iradeden ve hukuktan daha büyük değildir. Seçilmiş Cumhurbaşkanı, inat ve ısrarla devam ettirdiği Anayasa'yı tanımayan tutumuna son vermezse, sonuçlarına elbette katlanacaktır. Milliyetçi Hareket Partisi gelişmeleri çok yakından takip ederek mücadelesini şevk ve heyecanla yürütecektir. Bilinsin ki, Türkiye; Recep Tayyip Erdoğan'ın mülkü ve keyfi olarak kullanacağı miras malı değildir. Bu ülkede eksik de olsa hukuk vardır, kurallar vardır, teamül ve devlet gelenekleri hala ayaktadır."